HewaL RojéK Té

HewaL RojéK Té
 
AnasayfaKapı*GaleriKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En iyi yollayıcılar
Admin
 
v3d4
 
bay_golge
 
oramar
 
dewran.65
 
denge_devrim
 
yesil
 
kenjansasu
 
PrEnSeS
 
GanqStA
 
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 141 kişi Salı Ağus. 01, 2017 8:13 pm tarihinde online oldu.
Anket
Forum'u Nasıl Buldunuz
Çok Kötü
3%
 3% [ 1 ]
Kötü
0%
 0% [ 0 ]
İdare Eder
3%
 3% [ 1 ]
İyi
9%
 9% [ 3 ]
Çok İyi
86%
 86% [ 30 ]
Toplam Oylar : 35

Paylaş | 
 

 Zimaneme Kurmanci (dilimiz Kurtce)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1476
Yaş : 108
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Zimaneme Kurmanci (dilimiz Kurtce)   Salı Mayıs 20, 2008 11:25 am

Kürtçe, bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Sovyetler Birliği, Lübnan gibi değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan Kürtlerce konuşulur. Avrupa ve Amerika'da bulunan Kürt işçileri ve politik mültecilerinin miktarı da yüzbinlerle ifade edilmektedir ki bunlar da anadillerini konuşmaktadırlar. Toplam Kürt nüfusunun ne kadar olduğu, Kürtlerin büyük bir bölümünün yaşadığı Türkiye gibi devletlerin gerçekleri gizleme gayretleri yüzünden ne yazık ki kesin rakamlarla tesbit edilebilmiş değildir. Ancak birçok kurumun ve bilim adamının belirttiğine göre yeryüzünde yaşıyan Kürtlerin miktarı 20 milyondan az değildir.

Elbette Kürtçenin asıl konuşulduğu yer Kürtlerin kendi ülkesidir. Bu ülke de bugün Türkiye'de ağza alınması yasak olan Kürdistan'dır. Değişik tarihlerde Kürtlerin yaşadığı bu ülke başka adlarla da adlandırılmıştır. Örneğin ünlü Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut'un 1074'te yaptığı haritada Kürtlerin ülkesi Arapça olarak "Erdu'l-Ekrad" diye kaydedilmiştir ki bu "Kürtlerin Memleketi" anlamına gelir. Fakat en azından Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Kürtlerin ülkesi için Kürdistan adının kullanıldığını biliyoruz.

Kürtçe, Kürdistan'ın dışında da özellikle yukarıda adı geçen devlet sınırları içindeki değişik bölgelerde konuşulmaktadır. Örneğin İran'da Horasan ve Tahran'da; Sovyetler Birliği'nde Ermenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan'da; Türkiye'de Ankara, Konya, İstanbul, Adana ve İzmir'de; Irak'ta Bağdat'ta; Suriye'de şam'da azımsananıyacak miktarda Kürtçe konuşan nufus vardır.

Bugün bu kadar geniş bir alanda konuşulan ve Hint-Avrupa dilleri ailesinin İran-Aryen dalının kuzeybatı grubuna mensup olan Kürtçenin kökeni, bazı araştırmacılara göre Zerduştun kutsal kitabı olan Avesta'da kullanılan dile ve Medce'ye kadar uzanır.

Bugünkü Kürtçenin kendi içinde değişik lehçeleri vardır.

LEHÇELERİMİZ

Kürtçenin başlıca lehçeleri şunlardır:

1) Kuzey Kürtçesi veya Kurmanci lehçesi: Türkiye sınırları içindeki Kürtlerin büyük bir bölümü ile Suriye, Lübnan ve Sovyetler Birliğindeki Kürtlerin tümü, Irak ve İran Kürtlerinin ise bir bölümü tarafından bu lehçe konuşulur. Kurmanci lehçesi yeryüzundeki Kürtlerin çoğunluğunca konuşulan bir lehçedir.

2) Merkezi Kürdistan'da konuşulan Kırmanci lehçesi: Bu lehçeye zaman zaman Güney Kürtçesi (Kırmancî Xwarû) veya yanlış olarak "Sorani" de denir (biz bu yazımızda ifade kolaylığı açısından bu lehçeye Güney Kürtçesi diyeceğiz).

Bu lehçe Irak ve İran'daki Kürtlerin çoğunluğunca konuşulur.

3) Kırdki, Zazaki veya Dımıli (Dımılki) adlarıyla bilinen lehçe: Bu lehçe Türkiye sınırları içinde kalan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur. En çok konuşulduğu yer, Dersim, Çewlig, Xarpêt, Dıyarbekır, Ezırgan illeri ile Sêwreg, Gumgum (Kela), Motki gibi ilçelerdir. Bu lehçenin en çok konuşulan iki şivesi, Dersim şivesi ile bizim Çewlîg-Dîyarbekır-Sêwreg şivesi diye adlandırdığımız şivesidir.

4) Gorani lehçesi: Hewrami lehçesi olarak da adlandırılan bu lehçe Kırdki (Zazaki, Dımılki) lehçesine yakın bir lehçe olup Irak ve İran Kürdistanı'nda az sayıda Kürt tarafından konuşulur.

5) Güney Kürdistan'da konuşulan diğer Kürt lehçeleri grubu: Bu grubun Kermanşahi, Lekki, Lürri, Sencabi, Kelhuri gibi değişik adlarla anılan kolları vardır ki bunlar İran ve Irak sınırları içinde bulunan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur (1).

ALFABE

Tarih boyunca Kürtçe değişik alfabelerle yazılmıştır. Örneğin Yezidilerin Kutsal kitaplarından Kıtêbê Cılwe'nin Arap alfabesi gibi sağdan sola yazılan farklı ve özgün bir alfabeyle yazılmış bir nüshası 1911'de Viyana'da yayınlanmıştır. Yine bazı komşu halkların, örneğin Süryani (Asuri) ve Ermenilerin de geçmişte kendi alfabeleriyle yani Ermeni ve Süryani alfabeleriyle yazdıkları Kürtçe birçok kitap mevcuttur. İslamiyetin Kürtlere zorla benimsetilmesinden sonra ise diğer birçok Müslüman topluluk gibi Kürtler de Arap alfabesini kullanmaya başladılar.

Bu durum yaklaşık olarak l930'lara dek devam etti.

Sovyetler Birliği sınırları içindeki Kürtler, önce bir dönem Latin harflerini temel alan bir alfabe, daha sonra ise bugün Sovyetler Birliğinde kullanılan Kiril harflerini temel alan bir alfabe kullanmaya başladılar. Sovyetler Birliği'ndeki Kürtler bugün de Kiril harflerine dayanan bu alfabeyi kullanmaktadırlar.

Irak ve İran Kürtleri ise günümüzde Arap harflerini temel alan ve Kürtçeye uyarlanmış olan bir alfabe kullanmaktadırlar.

T.C. DÖNEMİNDE KÜRTLERİN ÜMMİLEŞTİRİLMESİ VE ALFABE SORUNU

Osmanlılar döneminde Türkler gibi Kürtler de Arap alfabesini kullanıyorlardı. Fakat T. C.'nin kuruluşundan birkaç yıl sonra resmi olarak Latin harfleri benimsenince, zaten az olan okuma yazma oranı bir anda sıfıra düştü. Devletin uyguladığı eğitim politikasıyla zamanla Türkiye genelinde Türkçe okuma yazma oranı arttıysa da Latin harflerinin benimsenmesiyle Türkiye'de Kürtler ve dilleri yasaklanan azınlıklar açısından çok ilginç bir durum ortaya çıktı. Kürtçe'nin okunup yazılması despotça bir tutumla ve gayri insani yasalarla yasaklandığı için yukarıda belrittiğimiz gibi bir anda sıfıra düşen Kürtçe okuma yazma oranında daha sonraki yıllarda da değişme olmadı. Bunun tek istisnası Kürdistandaki medreselerde Kürt diliyle geleneksel dinsel eğitim gören "feqî"ve "melle"ler idi. Bunlar, Arap alfabesini bildikleri için bu alfabeyle yazılmış olan eski Kürtçe kitapları okuma olanağını korudular. Bunların dışında T. C. döneminin Kürt kuşakları yüzlerce yıllık bir birikimin ifadesi olan yazılı Kürt ürünlerini okuma olanaklarını yitirdiler. Geçmiş kuşaklarla yeni kuşaklar arasındaki kültürel köprüler bu anlamda yıkıldı. Çünkü artık Kürtçe okumak ve yazmak yasaktı. Yasakları göze alsalar bile yeni kuşaklar Arap alfabesini bilmedikleri için eskiden yazılmış olan bir Mem û Zîn'i, bir Melayê Cizîrî'yi, bir Hezanlı Ehmedê Xasî'yi artık okuyamıyorlardı. Hatta Kürtçe konuşmak bile bir ara yasaklanarak konuşanlar para cezası vermeye mecbur edildi. İşte devlet o günden bugüne Türkiye'deki Kürtleri ümmi bir durumda tutmaya çalışıyor, bunun için ne gerekiyorsa yapıyor. Osmanlı sultanlarının bile düşünmediği bu barbarca uygulama sayesinde genel olarak Türkiye'de Kürtler bugün ümmidir. Kürt kökenli aydınlar, yazarlar, profesörler bile artık bugün anadillerinde bir mektup yazamıyacak durumdadırlar. Verin ellerine Kürtçe bir kitap, okuyamıyacaklardır. Kürt olan bir Yaşar Kemal, bir Ahmet Arif, bir Selahattin Hilav bile muhtemelen böyledir bugün. Yani Türkiyedeki Kürt kökenli aydınlar, anne ve babalarının dili olan Kürtçeyle yazılmış bir hikaye kitabını bile okuyamayacak, anadillerinde bir mektup bile yazamıyacak kadar nevi şahsına münhasır aydınlardır. T. C. yöneticileri bu çağdışı ve iğrenç zorbalığa karşı çıkan insanlarımızı hapislere tıkıp işkenceden geçirerek bu politikalarını bugüne dek sürdürdüler. Bir alfabe yazdı diye insanlar hapislere tıkıldı, Kürtçe bir mektup yazdı diye öğrenciler okullardan atıldı, Kürtçe bir dergi ya da gazete çıkarmak istediği için aydınlara onlarca yıllık hapis cezaları reva görüldü. Ama bütün bunlara rağmen direnen ve bir çaba içinde olan insanlarımızın sonu gelmedi.

T.C. kurulduğu yıllarda yurt dışına çıkmak zorunda bırakılan bazı Kürt aydınları Suriye ve Lübnan'a gitmiş, orada özellikle Kürt dili ve kültürü üzerine yoğun çalışmalara başlamışlardı. Aralarında Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşlerin de bulunduğu bu aydınlar, Latin harflerini temel alan Kürt alfabesiyle 1932'de şam'da Hawar dergisini çıkarmaya başladılar. Bunu 1942'de çıkan Ronahi (Aydınlık) dergisi ile 1943'te çıkan Roja Nû (Yeni Gün) gazetesi, onun eki biçiminde çıkan Stêr (Yıldız) gazetesi ve birçok Kürtçe kitabın yayınlanması izledi. Hawar dergisinin Latin harflerini temel alan bir alfabeyle çıkışı, özellikle Kurmanci lehçesi açısından bir dönüm noktası sayılır. Çünkü Hawar'ın çıkışından itibaren Suriye Kürtleri de bu alfabeyi kullanmaya başladılar. Nihayet aynı alfabe geç de olsa Kuzey Kürdistanda da tanınıp benimsenmeye başladı. Suriye ve Kuzey Kürdıstan'da yaşayan Kürtler bugün Hawar'da kullanıldığını belirttiğimiz Latin harflerini temel alan alfabeyi kullanmaktadırlar.

Osmanlıların son döneminde örneğin 1908'den 1920'de kadarki 12 yıllık süre içinde sadece İstanbul'da on kadar Kürtçe dergi ve gazete ile bir o kadar da kitap yayınlandığı halde yukarıda sözünü ettiğimiz baskı politikası nedeniyle Cumhuriyet döneminin ilk kırk yılı boyunca yani 1960'a dek bir iki kıpırdanma sayılmazsa denilebilir ki Kürtçe yayınlar çıkamaz oldu. Fakat yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle 1960'tan sonra bazı insanlarımız bu barbarlığa karşı herşeyi göze alarak Kürtçe bazı dergi, gazete ve kitaplar yayınlamak suretiyle bu sessizliği bozdular. Dicle-Fırat gazetesi (1962), Deng (Ses) dergisi (1963), Roja Newe (Yeni Gün) gazetesi (1963) ve Yeni Akış dergisi (1966) ile Kemal Badıllı'nın Kürtçe Grameri (1965), Musa Anter'in Kürtçe-Türkçe Sözlük'ü (1967) ve M. Enin Bozarslan'ın Kürtçe Alfabe'si (1968) gibi kitaplar bu dönemde çıkan yayınlara örnek verilebilir. 1975-1980 döneminde ise hem Kürtçe dergi ve gazetelerde hem de Kürtçe kitapların yayınlanmasında gözle görülür bir artış oldu. Bu gelişme, 1980 askeri darbesiyle yeniden bir durgunluk dönemine girdi. Bugün ise bu durgunluğun aşılması doğrultusunda sevindirici ve ümit verici bir çaba sarfedildiği görülmektedir.

Türkiye'de Latin harflerinin kabulünün ardından Kürtler ve özellikle Müslüman azınlıkların anadillerinde ümmileştirilmeleri politikası ve devlet zoruna dayanan bu politikanın yaptığı tahribatlar, kültür tarihi açışından uzun uzadıya araştırılıp teşhir edilmelidir. Bu konuda ne yazık ki buğüne dek ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Böylesi çalışmalar, Kürt olsun Türk olsun demokrat ve ilerici aydınların önünde duran görevler arasındadır

_________________
3 yasak rengi seviyorum


ve yasak bir alfabeyle yaziyorum siirlerimi.


Anarsist cicekler kokluyorum.
Devlet sinirlarini ihlal eden kuslara yardim
yataklik yapiyorum.
bütün sözcükleri örgütlüyorum
halklarin degil: askin,inancın ve sevginin ayaklanmasi var
ilk eylemde sinirdisi oluyorum.
gözlerini yurt eyle mültecin olayim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ozgur7201.forum0.biz
 
Zimaneme Kurmanci (dilimiz Kurtce)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HewaL RojéK Té :: Zimané Kurdi :: Léhiyen Kurdi (Kürtçenin Lehçeleri) :: Kurmanci-
Buraya geçin: